25 Aralık 2020 Cuma

Kitap: X İlişkiler, Yazar: Mahmut ÇETİN

       İnsan taraflı olunca fikirleri de dar görüşlü oluyor. Ya da fikir dar olunca insan taraflı oluyor.
Bu kitap bu sözün kanıtı gibi olmuş.
    Öyle ki babası dedesi sağ görüşlü olan Demirağ ailesinin sadece sol görüşlü olanlarının bağlantılarını araştırmış ama hep sol görüşlüleri eleştirmiş, sağ görüşlü olup hata yapanları ise görmezden gelmiş.
    Sol kitleden bu bağlantıları ve çarpık ilişkileri devralan siyasal İslam’ı da araştırsaydı tarafsız bir kitap olurdu.
    Bir dikkat çekici konu ise; Türk Örf ve Adetlerine göre yaşamayan sol görüşlü olanların, dedeleri genelde sağ görüşlü, şeyh ya da bir tarikat lideri.
Çetin Altan’ın dedesi Hacı Hafız Mustafa Muhyiddin Efendi,
Okan Bayülgen’in dedesi Elmalılı Hamdi Yazır,
Mehmet Ali erbil-Şeyh Erdebili,
Ufuk Uras-Divriğili Mehmet Nasuhi Efendi,
Lale Mansur- Naziki ve Nasuhi Hazretleri,
Şarkıcı Alpay- Naziki Hazretleri,
Belçim Bilgin-Şeyh Said,
Ahmet Arif-Erbil Şeyhi.
    Belki de şu anda dindar denilen şeyh/tarikat liderlerinin torunları, dedelerinin kazandığını bitirirken geçmişe bakıp dedelerinin izinden gitmeyecek.
    Aklıma hep gariban tarlasında ter içinde çalışan, boğazını doyurmaya çalışan, Anadolu’da yaşayan Türk Milleti geliyor. Hiç bunlardan habersiz yaşamaya devam ediyor.


    
Gazetedeki ölüm ilanları ve magazin haberleri kaynak gösterilerek kişilerin/ailelerin çarpık ilişkileri ve birbiri ile bağlantıları anlatılmış.

    Hiç ummadığımız kişilerin birbirleri ile akraba olduklarını görebiliyorsunuz. Örneğin, Fenerbahçe Başkanı Ali Koç’un eşinin önceden Tarkan’ın sevgilisi olduğunu.
    Tarih konusunda bilgisinin zayıf olduğunu okurken görmek mümkün. Çünkü hurafe ve hikaye tarih bilgisini, cümle arasında gerçekmiş gibi aktarıyor.
    Önyargılı ve kaynağı zayıf bir yazar. Yazdıkları teyide muhtaç.

5 Aralık 2020 Cumartesi

Kitap Adı: Eşref-i Mahluk ve Müşrik Takımı!, Yazar: Metin Bademli

      Yazar Türkiye’nin, kuruluş değerlerinden nasıl uzaklaştığını çarpıcı örneklerle anlatmış. Anlatırken İktidar muhalefet hiçbir parti gözetmeksizin nasıl aynı hedefe koştuklarını, milletin uyutulduğunu gözler önüne sermiş. Siyasal İslam’ın oluşturulmasına hem sağ hem de sol partilerin ortaklaşa hareket ettiklerini geçmiş seçimlerden örneklerle doğrulamış.

     Kitapta anlatılanları görecek, anlayacak, tepki verecek milletimiz ortada yok. Sonuçta Yugoslavya’da olduğu gibi vergi yükü ile boğuşan, ölmeyen ancak yaşayacak kadar beslenen halk nereye kadar devam edecek zaman gösterecek.

Kitaptan bazı alıntılar:

---Eğer medeni insanların yaşadığı bir şehirde fakir görürseniz, bilin ki o şehrin yöneticileri halkın malını çalıyordur. (sayfa 3)

---Edirne’den Ardahan’a 71 il, iki yüzü aşkın ilçe ve bir o kadarda köy dolaştık kitaplarımızla. Okuyan-düşünen-sorgulayan insan sayısıyla en çok etkilendiğimiz iller; Muğla, Isparta, Çanakkale, Hatay, Gümüşhane ve Kars oldu.

    İlçeler içinde ise Yalvaç(Isparta), Merzifon(Amasya), Beşikdüzü(Trabzon), Fethiye ve Datça önde geliyordu (sayfa 6)

---BOP’un eşbaşkanlığını kimler kabul ederse, onlar teslim alacaktı ülkeyi.

    Rejim değişmişti ama herkes midesiyle ilgileniyordu.

    Muhalefet olsa, Atatürk Orman Çiftliğine saray yaparak padişahlığını kim ilan edebilirdi.

    Namusu olan oyuna bile sahip çıkamayan muhalefet, Cumhuriyet’i nasıl koruyacaktı.

    Daha oy sayımı bitmeden kim balkona çıkmış, kimler sessiz kalmıştı. (sayfa 10-11)

---Atatürk’ün kurduğu parti, görevini tamamlayıp(!) Anıtkabir’e gömülmüştü. Artık yeni CHP vardı. Ama halkı Atatürk’ün kurduğu parti diye uyuttular yıllarca. Oysa Atatürk’ün kurduğu parti kendisiyle mezara gitmişti.

 


---Faiz haramdır ama düşük olursa belki imanımızı daha az zedelerdi (!). Diyanete göre ise kamu bankalarının faizi, faiz değil caizdi ! (sayfa 44)

---İngiliz Resmi Harp Tarihi diyor ki:

"19.Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal'in 25 Nisan 1915'te Arıburnu bölgesindeki durumu derhal kavramış olması ve inisiyatifini kullanarak 57.Alay ile yaptığı taarruz, Çanakkale Savaşı'nın sonucunu belirlemiştir."

Mustafa Kemal'siz Çanakkale romanı yazan, çizgi film yapan alçak takımına kapak olsun!

 

     Tespitler o kadar güzel ve yerindeki, gündemi takip edenlerin bir solukta okuyacağı mükemmel bir kitap. Yazarın tüm Türkiye’yi dolaşması ve halkı aydınlatmak için çaba sarf etmesi takdire şayan ve her vatanpervere örnek bir davranış. Kitabı bir dostum vasıtasıyla bana ulaştırması da buna en güzel örnek…

22 Kasım 2020 Pazar

Kitap: Suç ve Ceza, Yazar: Dostoyevski


Sayfa 521:

“Herkesin akıllı olmasını beklemenin çok uzun süreceğini anladım. Bir de bunun hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini…
İnsanların değişmeyeceğini, onları değiştirebilecek kimsenin bulunmadığını ve bunun için çaba göstermeye değmeyeceğini,
Akıllıca ve ruhça kim sağlam ve güçlüyse, insanlara onun buyuracağını biliyorum artık…
Kim daha yürekliyse, haklı olan da odur.
Her şeyin içine tükürmekte, aldırmazlıkta en ileri gidenler, herkesten daha haklıdır. Bugüne kadar böyle gelmiş, bundan sonra da böyle gidecek.
Bu gerçeği ayırt edemeyenler kördür.”



Fakir bir genç olan Raskolnikov, başarılı olmasına rağmen hukuk fakültesini maddi sebeplerden ötürü yarıda bırakmak zorunda kalmıştır. Paranın, parayla ne yapılacağını bilmeyen, insanlık ailesine parazit olan aşağılık insanların elinde iken, toplumun gelişmesine büyük katkılar sağlayabileceklerin para sıkıntısı çekmesinin yanlış bir düşünce olduğunu düşünmektedir. Bu yanlışlığı düzeltmek üzere yaşlı ve zengin olan bir tefeciyi,ve onun kız kardeşini öldürür. Kimsenin kendisini görmediğini ve geride çok büyük bir olasılıkla bir iz kalmadığını bildiği halde, bazı tesadüflerin sonucunda Raskolnikov müthiş bir tedirginlik içine düşer. İnsanlığını, masumiyetini yitirmiştir. Temiz kalpli Sonya'ya suçunu itiraf eden Raskolnikov, polise de teslim olur ve cezasını çekmek üzere Sibirya'ya gider.


Dünya klasikleri arasında yer alan eser; insan psikolojisi, cinayet, katil psikolojisi, pişmanlık, intikam, vicdanın sesi, karakter analizleri, karakterlerin ruh halleri vb. özellikler sayesinde roman polisiye roman alanında en başarılı yapıtlardan biri olarak kabul edilmiş.

Toplumsal mesaj da içeren, sabırla okunması gereken (biraz uzun 687 sayfa) bir kitap.


7 Kasım 2020 Cumartesi

Kitap: 1984, Yazar: George ORWELL


     Evinizin odalarından, tele-ekran’la sürekli dinlendiğinizi ve gözetlendiğinizi düşünün ve o tele-ekran’da parti propagandası yapıldığını…
     1948 yılında yazılan kitap; gelecekte totaliter düzeni, insanların makineleşeceğini, zihinlerin kontrol altına alınacağını, bireyselliğin yok edileceğini anlatan ütopik bir roman.
     Sürekli parti lideri tele-ekranda, ülke geçmişi yalanlarla zihinlerden siliniyor, yıllar önce uçak icat edilmesine rağmen parti biz icat etik diyor, muhalif düşünceler hain ilan ediliyor, özgür düşüncede olanlar cezalandırılıyor…
     
     İlle de gerçekten savaşılıyor olması gerekmez; belirleyici bir zafer mümkün olmadığından, savaşın nasıl gittiği de önemli değildir.  Gerekli olan tek şey, bir savaş halinin var olmasıdır. Yani mühim olan bir korkunun sürekli gündemde tutulmasıdır diyerek sanki günümüzü anlatmış.
     
     Tarih boyunca dünyada üç tür insan sınıfı olagelmiştir. Yüksek, Orta ve Aşağı. Yüksek kesimin amacı, bulunduğu yeri korumaktır. Orta kesimin amacı, Yüksek kesimle yer değiştirmektir. Aşağı kesimin amacı ise tüm ayrımları ortadan kaldırmak ve tüm insanların eşit olacağı bir toplum yaratmaktır.
     Yüksek kesimin, kendine olan inancını ya da yönetme yeteneğini yitirdiği, hatta her ikisini birden yitirdiği dönemler hep olmuştur. Böyle dönemlerde, özgürlük ve adalet için savaşıyor görünerek Aşağı kesimi de yanına alan Orta kesim tarafından devrilmiştir.
     Ne var ki, Orta kesim, hedefine ulaşır ulaşmaz, Aşağı kesimi eski kölelik konumuna geri gönderir ve kendisi yüksek kesim konumuna geçer. Çok geçmeden, öteki kesimlerin birinden ya da her ikisinden kopan yeni bir Orta kesim ortaya çıkar ve savaşım yeniden başlar. Bu üç kesimden hedeflerine geçici de olsa hiçbir zaman ulaşamayan, yalnızca Aşağı kesimdir.

     Kitabı kaleme aldığı 1948 yılında ütopik olanların günümüzde gerçekleştiğini görüyorsunuz. Ve yazdıklarının bazılarının da gelecek için bize uyarı olduğunu düşünüyorsunuz.
     İnsanların birçok yönden, özellikle de duygusal olarak nasıl uyutulduğunu, makineleştirildiğini gözler önüne seren etkileyici bir kitap.

1 Ekim 2020 Perşembe

Kitap: Paravatan, Neden Dünyayı Hırsızlar ve Dolandırıcılar Yönetiyor ve Onlardan Nasıl Geri Alırız, Yazar: Oliver Bullough


     Eskiden bir devlet çalışanı ülkesini soymaya kalktığında çaldığı parayla yapabileceklerinin bir sınırı vardı. Kendine yeni bir araba alır, gösterişli bir ev yaptırır veya eşine dostuna para dağıtırdı; seçenekleri üç aşağı beş yukarı bu kadardı. Bir noktadan sonra eve istiflediği paralar ya odalardan taşacak ya da farelere yem olacaktı.


     Derken birkaç bankerin aklına parlak bir fikir geldi. Artık hırsızlar daha büyük hayaller kurabilirdi.
     Araştırmacı gazeteci Oliver Bullough bizi kanunların işlemediği, devletlerin erişemediği süper zenginler ülkesi sanal Paravatan’a doğru bir yolculuğa çıkarıyor.
     Bir ülkede iktidarı ele geçiren bir ailenin ya da siyasal veya dini grubun, o ülkenin kaynaklarını sistemli olarak soyanların yani halkının parasını çalan kleptokratların, bu paranın aklanıp arttığı zengin ülkeler, dolandırıcılar ve onların beyaz yakalı yardakçılarını anlatmış.
     Bu sistemin nasıl çalıştığını, Avrupa ve ABD’nin “saygın” kurumlarının nasıl birer kara para aklama üssüne dönüştüğünü gözler önüne sermiş. 
     Paranın kanunda boşluğu yaratan küçük ada ülkelerine nasıl gittiğini, “çal-sakla-harca” sistemini yazmış.
     Daha önce ülkemizde gündeme gelen MAN adasından da bahseden kitap global hırsızlığın boyutlarını ortaya dökmüş.


21 Eylül 2020 Pazartesi

Kitap: Bunu Herkes Bilir, Yazar: Emrah Safa GÜRKAN


          Problem İslam’ın özünde değil, Müslümanların algılarındaki katılık ve kemikleşmededir. Gelişimin önünü açacak reformların gerçekleştirilmesinin önünü kesen bu kemikleşmenin nedeni ise sınırlı bir müfredatı dayatan medrese eğitimidir.
     Aynı kitapları defalarca okuyan öğrenciler, bilgiyi keşfedilecek değil, edinilecek bir şey olarak görmüşlerdir. Ezbere dayalı sistem sonucu ne kendi muhakeme yeteneklerini kullanabilmişler ne de Avrupa’daki gelişmelerle ilgilenmişlerdir.
     Osmanlı geri kalmadı, Avrupa çok ileri gitti diyen yazar, gerekçelerini kitabında anlatmış.
     Osmanlı’da “orta sınıf” gelişmemiştir. Toplumun çoğu dar, statik bir hayat anlayışını benimsemiş, kendisini “tevekkül ve teslimiyet” e adamış köylülerden ibarettir. (Sayfa 50)


     Türk toplumunun bundan sonraki mücadelesinin laik-dindar değil, ileriye bakan-geriye bakan, çağın gereklerini kavrayan-kavrayamayan arasında olacak diyen yazar matbaanın Osmanlı’ya geç gelişinin nedeni olarak ne hattatların iş kaybına ne de dini engellere dayanmadığını söyleyerek asıl nedenin yeterli seviyede okuryazarın olmamasına bağlamış. Yani kitap basılsa bile okuyucu olmadığı için bu işin ekonomik olmadığını vurgulamış.

    Önemli olan fikirler değil fizibilitedir demiş.

     Neden tarihte Müslüman Kolomb’lara rast gelmiyoruz?
     Bir sebebini; doğu-batı ticaret yollarının tam merkezinde bulunan İslam devletleri ile Avrasya‘nın bir köşesinde sıkışmış Avrupalıların önceliklerinin aynı olmadığına bağlamış. Müslüman Tüccarların İngiltere’ye ya da diğer ülkelere kadar gitmelerine ve daha öteye geçip Vasco da Gama’laşmalarına pek de ihtiyaçları olmadığını yazmış.
     Yani sebebinin geniş coğrafyanın bizzat kendisi olduğunu vurgulamış, bir bakıma coğrafyanın kader olduğunu vurgulamış.

Sayfa 125:
     Christopher Kolomb Amerika’ya keşfini yapmıştı ama hala yeni bir kıta olduğunun farkında değildi. Asya’nın doğu kıyılarına vardığını zannediyordu. Bugün Kolombiya bir ülke adı olarak kalmışken kıtaya Amerika denmesinin sebebi ise burasının yeni bir kıta olduğunu dünyaya öğretenin Americo VESPUCI adında bir Floransalı olmasıydı.

Sayfa 132:
     Osmanlı döneminde İstanbul’dan Selanik’e gitmek için bile Fransız gemilerine binilmesi gerekiyorsa bunun nedeni Müslümanların ticaretten anlamaması değil, coğrafi keşifler ve Merkantilizmin kazandırdığı tecrübelerle Avrupalıların teknolojik ve ekonomik olarak ecdadımızı saf dışı bırakmasıdır.
Yıllardır eski kıtanın köşesinde kalan Avrupalıların keşfe duyduğu ilgiyi zengin olmak isteyen bir fakire benzetirsek, yüzyıllardır ticaret yollarının merkezinde olmanın verdiği rahatlıkla bir uyuşukluk geliştiren İslam dünyasını da mirasyedi zengin çocuğu benzetebiliriz belki de.

     Tarih konusunda farklı bir bakış açısı olan yazarın bazı görüşlerine katılmasam da duymadığımız konular kitapta yer edinmiş.

30 Ağustos 2020 Pazar

30 Ağustos Zafer Bayramı Türk Milletine Yürekten Kutlu Olsun…

            30 Ağustos 1922 Zaferi, Yunan tarihine “Küçük Asya Felaketi” olarak geçti ve sonraki yıllarda Yunanlılar 30 Ağustos’u unutmak için ellerinden geleni yaptılar.

Mağlup Yunan ordusundan arta kalan birlikler Ege'yi binbir zorlukla geçip memleketlerine döndüler. Ülke karışıklığa büründü ve uzun yıllar darbelerle cunta yönetim ile uğraştılar. Yunanlıların hayalini kurduğu, Anadolu’yu fetih hikayesi, Türk Milletinin 30 Ağustos zaferi sonucunda suya düştü.

Yunanistan için unutulması gereken bu felaket, kıyının berisinde içimizde olanlar tarafından da unutturulmak istendiğini son yıllarda fazlasıyla gördük ve kimler olduğunu öğrendik. Bunlar bizim en vatansever, Milliyetçi diye tanımladığımız kişiler arasından da çıktı. 100’ncü yılına yaklaştığımız 30 Ağustos zaferini unutturmaya çalışan bu kişileri gördükçe, mübadele esnasında acaba aramızda kalanlar mı oldu diye de insan sormak istiyor.

30 Ağustos, Türkiye'de yepyeni bir dönemin, Yunanistan'da ise felaketlerin başlangıcıdır.

Şu sıralar Akdeniz’de Yunanistan ile savaş haline geldiğimiz söyleniyor. Gerçekten biz Yunanistan’la mücadele ediyor muyuz? Yunanistan için felaket olan 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı neden daha görkemli bir şekilde kutlamıyoruz. Yoksa bu zafer içimizdeki bazılarımız için de mi felaket olarak görülüyor.

 

Türk Milleti hala uyanmayacak mı?

--Siyasetin kirliliğinde illa ki bir tarafı tutarak bölünmeye çanak tutuğunu ne zaman anlayacak?

--Tarafını tuttuğu, peşinden koştuğu insanların aslında farklı hedefleri olduğunu ne zaman görecek?

--Bazı kesimde olan Atatürk nefretini ön plana çıkarıp aslında vatanın zaferlerinin görmezden gelindiğini ne zaman anlayacak?

--Bu vatan Atatürk ile özdeşmiştir. Türk Millet, vatanını seviyorsa Atatürk’ü de sevmesi gerektiğini anlamayacak mı?

--Türkiye’yi Türklerin yönetmediğini ne zaman anlayacak?

 

30 Ağustos Zafer Bayramı Türk Milletine Yürekten Kutlu Olsun…


(30 Ağustos 2020 Pazar)

16 Ağustos 2020 Pazar

Kitap: Savaş Sanatı, Yazar: Sun Tzu


     Düşmanı ve kendinizi iyi biliyorsanız, yüzlerce savaşa bile girseniz sonuçtan emin olabilirsiniz. Kendinizi bilip, düşmanı bilmiyorsanız, kazanacağınız her zafere karşın bir yenilgi ile de karşılaşabilirsiniz. Ne kendinizi ne de düşmanı biliyorsanız, sizin için gireceğiniz her savaşta yenilgi kaçınılmazdır.


     Sun Tzu, milattan önce 6. Yüzyılda yaşamış olan Çinli bir komutan, filozof ve askeri stratejisttir. Kitap, zaferi kazanmak için savaşa nasıl hazırlanmak gerektiğini ve savaşın nasıl yürütülmesi gerektiğini inceleyen bir eserdir.

8 Ağustos 2020 Cumartesi

Kitap: O Sarışın Kurt, Yazar: Attilâ İLHAN


     16 Mart 1920 İşgal kuvvetlerinin İstanbul’a girişi ile başlayan “O Sarışın Kurt”, Attilâ İlhan’ın kaleminden Lozan’dan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasına, Cumhuriyetin ilanından İzmir suikastına Cumhuriyetimizin kuruluş yıllarını, bireysel ve toplumsal coşkuları ve acılarıyla gözlerimizin önünde canlandırdığı, yüreğe işleyen olağanüstü görsellikte bir destan...
        
    O Sarışın Kurt,
    O dönemde olan olayları, Atatürk’ün hayatı çerçevesinde senaryolaştırılmış, tarihi gerçeklere uyulmuş, dönemin tarihi olaylarını bilenler için akıcı olan 556 sayfalık bir kitap.

22 Temmuz 2020 Çarşamba

Türkiye'nin Siyasi İntiharı Yeni Osmanlı Tuzağı, Yazar: Cengiz ÖZAKINCI


    Emperyalist güçlerin, 1850’lerden itibaren önce Osmanlı’yı devamında ise Atatürk’ün ölümünden sonra Türkiye’yi nasıl şekillendirdiğini tane tane anlatan ve akla gelen tüm sorulara kaynaklarla cevap veren mükemmel bir kitap.

    Müslüman Türklere sevimli gelen “Yeniden Osmanlı” diyerek bölgesel bağımsız küçük federe devletler kurmak ve onu Yeniden Osmanlı adı altında birleştirmek amaçlanıyor. Ancak üfleyince yıkılacak türden dağılmaya uygun bir yapı oluşacağı için her an dağılmaya müsait bir ortam oluşturuluyor.
Sonuçta yeniden Osmanlı hayaliyle yola çıkıp elinizde etnik ve mezhepsel cemaat devletleri şekline bölünmüş bir Türkiye kalıyor.
    Ortadoğu İslam Devleti, Halifelikle desteklenmeli diyorlar. Clinton açıklamasında Hilafet kurulmalı diyor. CIA’nin görevlileri Paul HENZE, Graham Fuller açıklamalarında açıkça belirtiyor. Sorarım size ABD derin devleti neden hilafet ister. İslam’a sürekli darbe vuranlar İslam’ı çok mu düşünüyor. Bir kandırmacanın içine sokup sonucunda Türkiye’yi bölgesel federe devletçiklere bölmek olduğu kaynaklarıyla açıklamış yazar.
    Kitap, Fransız İhtilalinden sonra, Osmanlı’nın bilim ve teknolojiye ayak uyduramadığından önce İngiliz-Fransız, sonra Almanya, sonra tekrar İngiliz ve 1945’ten sonra da günümüze kadar Amerikan’ın güdümünde olduğunu anlatıyor.
    Osmanlı’nın yukarıdaki ülkeler ile ilişkilerini, Hristiyan tarikatlarına üye edilen Osmanlı padişahlarını, Evangelistler ve dinler arası diyaloğu, Siyonistlerin iç yüzünü ve Yeni Osmanlıcılığın ne kadar tehlikeli olduğunu anlatmış. Dinler arası diyalog ile tek Allah’a inanışla tek dünya dini, sonrasında tek dünya devleti kurup oluşacak güçsüz ülkeleri bu şekilde kontrol altına alma hedefleniyor.
    Yakın tarihimizde ise İnönü ile başlayan ilişkiler, Menderes, Özal, Erdoğan’la günümüze kadar gelmiş. Ülkemizi esir alan, milletimizi aç kalmayacak kadar besleyen ama fazlasını vermeyen bir sistemin içinde bulmuşuz kendimizi.
    2. Mahmut’un kaldırdığı Mehteri bile, Amerika’nın Ortadoğu İslam Devleti, Osmanlı projesine uygun olarak Kore savaşına girdikten sonra yeniden kurmuşuz.
    Kitabın içindeki önemli konuları paylaşarak, Osmanlıcılık oynayanların peşinden giden birilerini, bunun bir çöküş hikayesi olduğuna ikna edebilir miyiz bilemiyorum…


Kitaptan Bazı Bölümler:
----Amerika komünizme karşı dine dayalı bölgesel federasyonları destekliyordu. Avrupa Federasyonu Hristiyanlık; Ortadoğu Federasyonu Müslümanlık, Asya Federasyonu Konfüçyüsçülük üzerinde yapılandırılacak ve Sovyetler yıkıldıktan sonra bu bölgesel federasyonlar tek dünya federasyonu içinde eritilecekti.
----Fetullah Gülen’in misyonunu o zamanlar Said’i Nursi yapıyor. Said’i Nursi Alman egemenliği desteklerken Amerika’nın gücü devralmasıyla Amerikan hedefine hizmet etmiş.
----Şimdilere dillerden düşürülmeyen, zamanında Atatürk’ün ateşli savunucusu Necip Fazıl Kısakürek’in dönüş yaparak emperyalist güçleri nasıl destekliyor, hatta Menderes Rusya’ya yanaşınca Amerika’nın güdümünden ayrılmaması için uyarıyordu.
----1876 ve 1909 darbelerin arkasında İngiltere vardı. Almanya ise Türkiye’de ilk defa bir darbeye karışıyor ve destekliyordu Babıali Baskını ile.
----Osmanlı Padişahı Abdülaziz de tıpkı Menderes gibi yazgısını batıya bağlamış; tıpkı Menderes gibi batının her istediğini yapmış, tıpkı Menderes gibi batıdan istediği borcu alamayınca yüzünü batının düşman saydığı Rusya’ya dönmüş, bu dönüş tıpkı Menderes gibi Abdülaziz’in tahtan indirilip öldürülmesiyle sonuçlanmıştı.
----1945’te Türkiye’nin toprak bütünlüğünü Rusya’ya karşı korumak üzere İngiltere ve Amerika ile ittifak yapan İnönü de tıpkı 90 yıl önce Abdülmecid’in yaptığı gibi yabancılara borçlu olmayı ve yabancılara toprak satmayı kabul etmiştir.
----12 eylül darbesinde içeride olan Erbakan “yahu bu darbe bizi içeri attı ama, bizim partinin programını uyguluyor, bu nasıl iş” söylemi aslında herkesin aynı amaca gittiğinin kanıtı oluyordu.
----Sağcısıyla, solcusuyla bütün ülke dine sarılırken 1946’da resmi okullarda din eğitimi verilmesi aynen Amerika’nın buyurduğu gibi komünizme karşı korunma önlemi olarak CHP’nin gündemine alındı. Din bilgisi dersleri, din seminerleri, seçmeli din dersleri, türbelerin yeniden ziyarete açılması, hacca gideceklere döviz bilinenin aksine solcu CHP tarafından uygulamaya konuldu.
   

    Sağda, solda dolaşan Kafkaslardan, Orta Asya’ya ve Kuzey Afrika topraklarını da kapsayan büyük Türkiye haritalarının neye hizmet ettiğini, kimler tarafından üretilip, yayınlandığı, insanlarımızın buna olan tepkilerini ölçüp yavaş yavaş alıştırmak olduğu, bunun yeni Osmanlıcılık ve hilafet ile olan ilişkisini su üzerine çıkarmış.


12 Temmuz 2020 Pazar

Kitap: Atatürk ve İslam, Yazar: Ali Rıza Özdemir


     Kitap; Atatürk’ün İslam konusundaki düşünce ve anlayışını kapsayıcı olarak ele alıyor. İslam ve Türklük adına takındığı politik tavrı da irdeliyor.
     Atatürk’ün dine değil; dini istismar eden ve bundan menfaat sağlayanlara nasıl nefes aldırmadığını anlatıyor.
     Kur’an’ı Türkçeye çevirttiği için bile suçlanan Atatürk, bunda asıl amacı milletine dinini anlayarak yaşamasını sağlamaktı. Ancak bu şekilde din tüccarlarının önüne geçebilirdi.
     Atatürk başlıca iki zümreye zarar verdi. Birincisi Türklüğü ve İslamiyet’i ülkeden silip atmak isteyen emperyalistlere, diğeri de dini ticaret ve siyasete alet edip menfaat sağlayanlara. (sayfa 10)


     Topluma mal olmuş kişiler; dini inancından ziyade topluma katkıları ile değerlendirilmelidir.
     Basit bir dille ve kolay okunacak şekilde yazılmış.
     Taraftarı olunan bir takımın yöneticisinin veya golcüsünün; yabancı olması, dindar olmaması taraftarı ilgilendirmiyor, attığı gollerle övünüp alkışlanıp bağra basılıyor ama ülkemizi kuran kişinin din anlayışının, kendilerine uymadığına hele hele iftira ile dinsiz olduğuna inanıp düşman kesilenlere ne demeli.
     Yıllarca Atatürk’e her konuda iftira atan CIA'in demokrat çocukları 15 Temmuz’da Allah diyerek milleti bombaladı.
    Günümüzde de Atatürk’e iftira atanların hedefi 15 Temmuz’u yapanlarla aynıdır.
    Görmeyenlerin, görmesi temennisiyle…

3 Temmuz 2020 Cuma

Kitap: Elveda Güzel Vatanım, Yazar: Ahmet Ümit


  • İttihat ve Terakki Cemiyetinin fedaisi Şehsuvar Sami’nin; Cemiyetin etkin olduğu, Osmanlı’nın yıkılışı ve Cumhuriyetin Kuruluşundaki dönemin olaylarını anlatan tarihi bir roman.
  • 1908 Meşrutiyetin ilanı, Abdülhamit’in tahttan indirilişi, Balkanların kaybı, 1. Dünya Savaşı, Triumvira Dönemi (1913 itibariyle Talat Enver ve Cemal Paşa’nın başı çekmesiyle oluşan üçlü Yönetim), Prens Sabahattin’i, Selanik’in terkedilişi gibi olayları kendi bakış açısıyla, Sevgilisi Ester’e yazdığı mektuplardan oluşmuş roman tarzında bir kitap.



  • İttihat ve Terakki’nin 2.Abdülhamiti tahttan indirip yönetimi devraldıktan sonra, planları olmadığı, kadroları olmadığı için ülkeyi felakete sürüklediğini anlatmış.
  • İstiklal Mücadelesi ve Cumhuriyetin kuruluşu döneminden fazla bahsetmemiş.
  • Yazar; Atatürk’ün, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin, Cumhuriyet Kurulduktan sonra tekrar darbe yaparak başa geçebileceği endişesi taşıdığını belirtmiş. İttihat ve Terakki kadrosunun, Atatürk’e suikast girişimi ile kendini bitirdiğini ve cemiyetin etkili üyelerinin idam edildiğini yazmış.
  • Son Sözü: “Devletin derinlikleri, toprağın derinliklerinden daha karanlıktır.” olmuş.
  • Farklı bir bakış açısıyla yazılmış 527 sayfalık akıcı bir kitap.


18 Haziran 2020 Perşembe

Kitap: Şeker Portakalı, Yazar:José Mauro de Vasconcelos


Şeker Portakalı’nın karakteri minik Zeze, farklı bir yapıya sahip kimseye benzemeyen bir çocuk. Bazen normal, bazen de fazla yaramaz, şaşırtıcı derecede duygusal ve oldukça da gerçekçi.
Ailesi bir fakir ve zorluklar yaşıyor. Ellerinden geldiklerince geleneklerine ve kültürlerine sahip çıkmaya devam etmek isteseler de, maddi sıkıntılar ve işsizlik önlerindeki en büyük engel.
Öte yandan zor şartlar altında çalışan anne, işsiz ve depresif baba, birbirinden farklı karakterlerdeki kız kardeşler ve en sevimli çağında olan minik kardeşi de ailenin diğer bireyleri.


Evlerinin bahçesindeki minik bir portakal ağacı Zeze’nin yakın arkadaşı oluyor. Evde olduğu zamanlarında bu portakal ağacının tepesinde ata binercesine çıkarak, onunla sohbet ederek ve dertleşerek geçiriyor.
Yaramazlık yapmakta üstüne çocuk tanımayan Zeze yaramazlık sonrası yediği dayakların izlerini yine portakal ağacıyla dertleşerek sarıyor.
Bir gün yeni bir arkadaş ediniyor. Kasabanın şehirlisi, Portekizli diye bilinen bir beyefendiyle arkadaş oluyorlar. Portekizli nasıl ki Zeze’nin zekasından ve sevecenliğinden etkileniyorsa, Zeze de aynı şekilde Portekizli’yi kötü günlerde gelen bir mutluluk olarak görüyor. İki arkadaş iyiden iyiye birbirleri için vazgeçilmez oluyorlar. Bu durumu en çok Şeker Portakalı Ağacı kıskanıyor tabi.
Zeze’nin zekası, çocuksu ruhu, hayal gücü, düşündükleri ve yaptıkları hepimizin çocukluğuna dair bir şeyler var.
Çocuk kitabı gibi düşünenler olsa da aslında tüm büyüklerin kısa sürede okuyabileceği çok güzel klasiklerden…

13 Haziran 2020 Cumartesi

Kitap: Kılıç Ali’nin Anıları, Yazar: Hulûsi TURGUT


     Çok genç yaşta Atatürk’ün silah ve mücadele arkadaşı, vefatına kadar da onun en güvendiği dostlarından, sırdaşlarından olan Kılıç Ali, kendi gözünden ve kendi yaşadıklarından, tanıklık ettiği olaylardan yola çıkarak Kurtuluş Savaşı ve sonrasını anlatıyor… Oğlu Altemur Kılıç’ın gün ışığına çıkardığı belge ve anıları, gazeteci araştırmacı Hulusi Turgut derlemiş.
 

     İsmet İnönü’nün Başbakanlığı bırakmasına kadar geçen olayları da yazan Kılıç Ali‘nin hatıratında, Atatürk’e yapılan suikastın ayrıntılarını bulabiliyorsunuz. Kitap 796 sayfa.





3 Haziran 2020 Çarşamba

Kitap: Sarmal, Yazar: Murat AĞIREL


     334. Sayfa:
     Nasıl bir Türkiye var size anlatayım…
     İçerisinde iktidarın da olduğu Siyasal İslamcı bir grup zengin, sistemi istediği gibi kontrol ediyor. Bunu vakıflar aracılığıyla yaparken, çocuklarını da bu sistemi devam ettirmeleri için yetiştiriyorlar.
     Maalesef insanlar dinin siyaset ve ticarette kullanılmasının acı sonuçlarını görmedikçe, samimi Müslümanlar bu din tacirlerine alet oldukça, onlar tarafından kandırıldıkça bu düzen sürecek.
     FETO gitti; METÖ, ÇETÖ velhasıl nice güç, İktidar ve para için insanları kullanan bir başkası gelecek.
     Düşünen ve duyarlı, vicdanlı insanlara düşen görev; bu yapıların ne istediğini, hangi amaçla hareket ettiğini anlamak ve gereken tepkiyi göstermek. Dinin ve kutsalların siyaset ve ticaret için kullanılmasına itiraz etmektir.



     “Sivil Örümceğin Ağında” adlı kitap, küresel güçlerin ülkemizi dernek, vakıf, cemiyet gibi Sivil Toplum Kuruluşları(STK) ile nasıl kontrol altına almaya çalıştığını anlatıyordu. Bu kitabı okurken de; küresel güçlerin ülkemizi kontrol altına alırken, yerli/milli olarak bildiğimiz kişilerce kurulan dernek, vakıf, cemiyetlerle bağlantılı olduğunu görüyorsunuz. Bu vakıf, dernek ve cemiyettekilerin ülkeyi nasıl talan ettiklerini anlatmış. Kişiler aynı ama kuruluşlar farklı farklı isimler almış.
     Milli Türk Talebe Birliği (MTTB), İlim Yayma Cemiyeti, Komünizmle Mücadele Derneği (Erzurum Şubesini Fethullah Gülen kurmuş),TÜRGEV, TÜGVA, SETA, Ensar Vakfı, Boğaziçi Küresel İlişkiler derneği (Pelikan), Okçular Vakfı gibi adlarla faaliyetlerine devam etmişler/ediyorlar. Kendileri başlatmış devamında çocukları, damatları, gelinleri kızları, yeğenleri vakıflarda akçeli işlere devam ediyorlar.
  

     Çok önce faaliyete başlamışlar. Yıllar sonra bir kolu Cumhuriyet birikimlerini yok pahasına tek tek satacaktı. Diğer kolu ise devlet içinde örgütlenip “paralel bir devlet yapılanması oluşturacak” darbe yapmaya kalkışacaktı. (Sayfa 101)

     Yazarın; belgelerle koyduğu gerçekler yüzünden değil de başka bir gerekçeyle tutuklanması, bu belgelerin doğruluğunun kanıtı olmuş.

     Aslında dava dedikleri; kandırdıkları milletin, iyice sömürülmesi için uydurulan hikâyelerden ibaret. Gerçek ise halk fakirleşirken bu kişilerin giderek zenginleştiği, çocuklarının ve hatta torunlarının bile hayatını garantiye aldıkları.

30 Mayıs 2020 Cumartesi

Kitap: Derin Sultan Abdülhamid, Yazar: Ümit DOĞAN


    Kitap, II.Abdülhamid ve dönemi üzerindeki tartışmalara farklı bir boyut kazandırma amacı gütmemiş. Dönemin kaynakları detaylıca incelenmiş, büyük bir titizlikle hazırlanmış. Gelişen önemli ve tartışmalı olaylara yer verilerek, bu olaylar objektif bir şekilde yansıtılmaya çalışılmış.
    II.Abdülhamid; zeki ve hassas, programlı, dış siyasette akıllıca davrandığı anlar olmuş. Ancak amcası Abdülaziz ve abisi V.Murat’ın padişahlıktan indirilmesi sırasındaki olaylar yüzünden yaşadığı korku ve endişe ülke yönetiminde kendini göstermiş ve baskıcı bir siyaset izlemesine sebep olmuş. Bu baskıcı siyaset ülke içinde hiç yanyana gelmeyecekleri birleştirmiş ve amaçları olarak Abdülhamit’in istibdat yönetimine son vermek olmuş.
    Halk o kadar zor duruma düşmüş ki, Kastamonu’da, Erzurum’da, Trabzon’da Samsun’da, konulan hayvan vergisi ve şahsi vergi yüzünden isyan etmiş 1908 meşrutiyet rejiminin başlangıcına zemin hazırlamışlar.


    Abdülhamid‘i tahttan indiren İttihatçılar istibdat yönetimini bitirmekle her şeyin düzeleceğine o kadar inanmışlar ki, sonrasında ülkeyi nasıl yöneteceklerini düşünmemişler bile.
    Nitekim Abdülhamid döneminden sonra yönetimi devralan yönetimler, Talat, Enver,Cemal Paşalar ülkeyi iyice çökme noktasına getirmişler. Sonunda da ülkeden ayrılmışlar. Öyle ki insanlar Abdülhamid dönemini arar olmuş. Ülke sefalet içinde parçalanmaya başlamış.
    Sonunda Atatürk ve arkadaşları dibe vurmuş halkı örgütleyerek İstiklal Savaşını başlatmış ve emperyalist güçlerin hegemonyasını bitirerek Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuş.

    Filistin’i Yahudi yurdu getirmeyi isteyen Teodor Herzl’e toprak vermeyen Abdülhamit zamanında, Rothschild ailesi Filistin’in stratejik önemine sahip yerlerinden 80,000 dönüm arazi almış. (sayfa 180).
    Sezai Balcı ve Mustafa Balcıoğlu, “Rothschildler ve Osmanlı İmparatorluğu” adını verdikleri ve arşiv belgelerine dayalı olarak hazırladıkları çalışmada şunu demişlerdir:
        “Sultan II.Abdülhamid döneminde yasadışı olarak gelen Yahudilerin Filistin’e yerleşmelerine ve tarım yapmalarına izin vermeyen Osmanlı yönetimi, Filistin’de yaşayan gerek yerli ve gerekse yabancı Musevilerin toprak satın almalarına izin vermiştir.
       1908 yılında Filistin de yaşayan Musevi nüfusu, göçler sayesinde sultan II. Abdülhamid’in tahta çıktığı 1876 yılına göre üç kat artmış ve 80,000’e ulaşmıştır.” (sayfa 182)
    
    Kitapta olaylar hakkında fazlaca yorum yapılmamış, büyük ölçüde kaynaklara inilmiş, yalnızca gerekli yerlerde gerekli açıklamalar yapılarak, karar okuyuculara bırakılmıştır.

    Son cümle: Abdülhamid zamanında onu destekleyenler, meşrutiyet ilan edilip güç değişince, Abdülhamid’i vatan haini ilan edenler arasında ilk onlar gelmiş.