Eskiden bir devlet çalışanı
ülkesini soymaya kalktığında çaldığı parayla yapabileceklerinin bir sınırı
vardı. Kendine yeni bir araba alır, gösterişli bir ev yaptırır veya eşine
dostuna para dağıtırdı; seçenekleri üç aşağı beş yukarı bu kadardı. Bir
noktadan sonra eve istiflediği paralar ya odalardan taşacak ya da farelere yem
olacaktı.
Derken birkaç bankerin aklına parlak bir
fikir geldi. Artık hırsızlar daha büyük hayaller kurabilirdi.
Araştırmacı gazeteci Oliver Bullough bizi kanunların işlemediği, devletlerin erişemediği süper zenginler ülkesi sanal Paravatan’a doğru bir yolculuğa çıkarıyor.
Araştırmacı gazeteci Oliver Bullough bizi kanunların işlemediği, devletlerin erişemediği süper zenginler ülkesi sanal Paravatan’a doğru bir yolculuğa çıkarıyor.
Bir ülkede iktidarı ele geçiren bir
ailenin ya da siyasal veya dini grubun, o ülkenin kaynaklarını sistemli olarak
soyanların yani halkının parasını çalan kleptokratların, bu paranın aklanıp arttığı
zengin ülkeler, dolandırıcılar ve onların beyaz yakalı yardakçılarını anlatmış.
Bu sistemin nasıl çalıştığını, Avrupa ve
ABD’nin “saygın” kurumlarının nasıl birer kara para aklama üssüne dönüştüğünü
gözler önüne sermiş.
Paranın kanunda boşluğu yaratan küçük ada ülkelerine
nasıl gittiğini, “çal-sakla-harca” sistemini yazmış.
Daha önce ülkemizde gündeme gelen MAN adasından da bahseden kitap global hırsızlığın boyutlarını ortaya dökmüş.
Daha önce ülkemizde gündeme gelen MAN adasından da bahseden kitap global hırsızlığın boyutlarını ortaya dökmüş.
