Dünün Osmanlı devletinde:
Kimileri; Enderunu, Yeniçeriyi, Ayanı, Mültezimi,Şeyhi, Mollası, Kadısı, Dedesi, Hocası, Hacısı, İmamı, Ticareti, Ziraatı
ve Zanaatı, Siyaseti, velhasıl kelam toplumda geçer akçe olan ne varsa hepsini
ellerine geçirmiş; mazlum Anadolu insanının ensesinde boza pişiriyorlar, onlar
cepheden cepheye savaşıp ölürken, kalan üç beş parça mala da el koyuyorlardı.
Aynı şahısların torunları, ne yazık ki, Türkiye
Cumhuriyeti Devletini; toplumun ticaretini, ziraatını, zanaatını, dinini,
siyasetini yine işe yarar ne varsa ağırlıklı olarak ele geçirdiler.
Bunlar; öyle bir tezgâh kurmuşlar ki,
ülkenin güzellikleri, gelir kaynakları, bir eli yağda bir eli balda yaşama
imkanları, yönetim kademeleri hep kendilerine;
Ölmek, sürünmek, rezillik çekmek yine Anadolu’nun
o kavruk yüzlü, toprak suratlı çocuklarına…
Dünün Osmanlısında, “kaymak tabaka “dediğimiz
bu zatlar, nasıl ki yeri geldiğinde, yabancı ülkelerle iş birliği yapmaktan
çekinmeyip, Ülkeyi parça parça edecek eylemlerin altına imzalarını attılar;
bugün onların torunları da ayni işi dedelerinden bıraktıkları yerden yapmaya
devam etmektedirler.
Yaşadıklarımızın özeti budur. Tabii ki
bilene ve anlayana. (sayfa 40)
Atatürk, mevcut koşulları iyi tahlil eden
bir siyaset adamı olduğundan dolayı, o günkü şartlarda içinde bulunduğumuz
vatan topraklarından daha fazlasının elde edilemeyeceğini bildiği için Lozan’da
çizilen sınırları razı olmuştur. Ancak, bütün hayali ve emeli, önüne çıkan her
fırsatta sınırları genişletmek idi. Nitekim Hatay bu şekilde Türkiye’ye dahil
edilmiştir.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında, Atatürk
yaşamış bulunsaydı, inanıyorum ki en azından Suriye, Musul-Kerkük ve On iki
adaları sınırlarımıza katardı. (sayfa 48)
Yabancılar, özellikle İngilizler, aynı
zamanda, alttan alta, kendi ajanlıklarını yapan sahte din adamları vasıtasıyla
Atatürk’ün “kendilerinin adamı olduğu” yalanını yayıyorlardı. Şimdilerde bazı salakların Atatürk’e
düşman olmalarının ve eleştirmelerinin temeli buradadır. (sayfa 65)
Çeşitli tarihlerde yazdıkları makaleleri
bu kitapta toplayan yazar gerçekleri sorgulamacı bakış ile günümüzde
yaşananları tarih ile birleştirerek ortaya dökmüş. Kesinlikle herkesin okuması
gerektiği bir kitap olarak değerlendiriyorum. Bir solukta okunan kitaplardan.
